Bilseniz de, bilmeseniz de hepimizin bir hedefi var. 

Klişe bir söz ile girelim konuya, `Gideceği limanı bilmeyen gemiye hiçbir rüzgâr yardım edemez`.

Baştan farkını algılamamız gereken konu, hedef ile hayal arasındaki farktır. 

Şöyle basit bir tespit ile izah edersem farkı kalıcı bir şekilde size aktaracağımı düşünüyorum.

Hayaller, hedefe dönüşürse kendinizi çok iyi hissedersiniz. Hedefler, hayale dönüşürse kendinizi bok gibi hissedersiniz.

Yani fark, temeli basit bir kronolojik durumdan ibaret. 

Önce hayal edersiniz, sonra bunu gerçekleşebilecek bir duruma sokarsınız.

Hayaller konusunda ne kadar yüksekten giderseniz (bakınız konu: hayal kırıklığı), konuyu bir hedef olabilme gerçekliğine çekmeniz o kadar güç olacaktır. Tabi, kendinize güveniyorsanız buyrun istediğiniz hayali kurun – bu da yanlış bir durum değil. Sadece, gerçekleşmeyen hayallerin çokluğu bir metal yorgunluğu yaşatacağı için bir süre sonra bu enstrüman fonksiyonunu yitirecektir.

Evet hayalinizi, artık bir hedefe dönüştürdüz. Ve ne kadar yüksek beklentiniz varsa ona göre bunu hedefe erişmenin zorluğunu ifade etmek icin şöyle bir metafordan gidelim.

 

Koşullar: Türkiye’de yaşıyorsunuz. Orta karar bir geliriniz var.

Hedef 1: Haftasonu Fenerbahçe sahile gidip kahve içecegim.


Hedef 2: Haftasonu Café de Flore’e gidip kahve içeceğim.

Yukarıdaki koşullar ve altında bulunulan görsel bulunduğunuz nokta ve hedefiniz arasındaki durumunu açıklıyor.


Bu metaforun doğru bir metafor olduğunun altını çizmek adına, labirentlerin birer bilmece degil, karar ve sonuçlar zincirinin en yalın hali oldugunu belirteyim. Özellikle kuş bakışı değil de, siz onun içindeyken.

Labirentte giderken, karşınıza gelen her yol ayrımı bir karar, cikmaza girdiğiniz ve geri dönmeniz gereken her yol bir hayal kırıklığı, yolun sonuna ulaştığınızda elde ettiğiniz, hedefinizdir. 

Özellikle önünüzde sadece duvarları gördüğünüz, ve hangisinin nereye çıkacağını bilmediğiniz koridorlarda, “Karar” vermek ve iyi sonuc beklemek kolay degil. Ama gercek hayatta, bunu yapabilenler var. O zaman, metaforumuza çok ufak bir müdahalede bulunalım. 

Vereceginiz kararlara biraz daha yükselip uzaktan görmeyi deneyelim.

Hedefe olan uzaklığınıza göre yine her şey net olmasada biraz fikir edebiliyorsunuz. Yakındaki çıkmazları görebiliyorsunuz. 

Yani, sizin öngörünüzün buradaki karşılığı ne kadar yüksekten bakabildiğiniz durumu. 

Ve bir de şans faktörü var, öngörünüz hiç olmasa bile, her yol ayrımında doğru kararı verme şansınız teorik olarak hala mevcut. Ama çoğu insan için geçerli olduğunu söyleyemem. 

 

 

Okuyana not:

Bu site, tamamen kafamdakileri boşaltmak için kendimi eğlendirdigim bir mecradır.  Düzenli yazan biri değilimdir. Yazdıklarımın temelini kendi tespitlerim oluşturur. Doğru olmak zorunda da değildir. Sadece hayata bakış açımı yansıtır.

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir